İzmir'e geldik, büyük bir şehir. Mine'nin teyzeciği bize sıcak evini açtı,hatta 4 gün boyunca yedirdiği güzel yemekleriyle bize kilo aldırttı. Koyulduk İzmir'de nerede çalsak diye düşünmeye. Konak Belediye'sine gittik ve bize çok yardımcı oldular. Sevgi yolu diye şirin bir yol için izin aldık.
Yalnız gündüzleri açık olan sokakta, gece çalamadığımız için bir de Kıbrıs Şehitleri Cadde'sinde çalabilmek için izin aldık.
Burada insanların ilgisi çok oldu. Biz de mutlu olduk tabii. Bu arada Kızlarağası Hanı'nın dernek açılış organizasyonuna katıldık. İzmir'in tüm gazetelerinde çıkmakla kalmayıp, Cumhuriyet'in arka sayfasında renkli ve güzel bir haber konusu olduk
Ve tekrar yollara düşerek Karaburun'a geldik. Burada da sakin bir kamp yerinde iki gün tatil yapıp Çeşme'ye geçtik. Fakat Çeşme'yi beğenemedik ve devam ettik. Kuşadası'na geldik. Şehrin içinde alışılmışın dışındaki sakinlikte bir kamp yeri bulduk, çok şanslıydık. Çalıştık, dinlendik, geceleri de çaldık. İşte dağınık halimiz.
Akşam kale içinde çaldık
keyfimize diyecek yok doğrusu.
Burada da insanlar çok
ilgi gösterdi, elektirik alabildiğimiz için tam bir dinleti oldu.
Çalmadığımız zamanlarda yapacak birşey bulamadığımız Kuşadası'nda 3 gece kaldıktan sonra, Çağlayan'ın annesi ve kardeşiyle buluşmak üzere Bodrum'daki dayısının evine doğru yola çıktık. Bodrum'a gitmezden önce Didim'e uğradık ancak kalabalığına dayanamayıp burayı pas geçtik. Ancak Didim Akbük'ten Bodrum'a giden orman yolu gerçekten görmeye değerdi.